Kelebekler

midesindeki kelebekler birer birer intihara teşebbüs etti.. birer birer de başarılı oldular sonra.. cenazelerine katıldı hepsinin, cenaze müziklerini bizzat seçti hatta.. cafcaflıydı her şey.. olması gerekenden çok fazla.. sonra kelebek olmayı istedi birden..

tüm kapılar suratına kapanıyordu nedense.. hiddetle hem de, küfürlerle.. varlığını görmezden gelircesine kapanan kapılara aldırmadan önlerinde bekleyip uzun süre onlara bakıyor, oymalarını inceliyor, tokmaklarıyla oynuyor, sonra da arkasına bakarak uzaklaşıyordu olay yerlerinden.. sakince, yıkık dökük, hantallaşarak git gide..

en son ne zaman mutlu olmuştu? hatırlayamıyordu.. gerçi, çok da mühim değildi zaten bu sorunun cevabı.. aklı birer birer kapanan kapılardayken, hiç bi şey mühim değildi aslında.. hiç kimsesi kalmıyordu sanki.. son zamanlar gelirdi aklına ara ara.. kimlerin gittiği, kimlerle kaldığı.. ama daha sık düşünüyordu artık.. neredeyse hiç kimse.. neyse.. alışmıştı ama; hem de öylesine alışmıştı ki, değişmiyordu mimikleri, üzülemiyordu sanki istese de.. yürüdüğü yollar ayaklarını yakıyordu aslında, fakat hızlanmak istemiyordu yine de..

kapılar.. en sonuncusu nasıl da sert kapanmıştı..

yine kendisiyle konuşurken buluyordu kendini.. yine biraz yalnız kalmıştı.. kalabalığın arasında yalnız kalmaktı ama onunki.. yalnızlığa bağlı hissizleşme.. hissizliğin getirdiği duygusallık.. duygusallığın yol açtığı mantıksızlık.. bi dakika ya.. asıl mantıksızlık, hissizliğin duygusallığı çağırması değil miydi ki? neyse.. bu saçmalıkları paylaşacak birilerinin olmaması iyiydi aslında.. sadece kendisi dinliyordu en azından.. ne diyorduu.. evet.. yine yalnız kalmıştı biraz.. yalnız bırakılmıştı.. yattığı adamların altından bi kez bile orgazm olamadan kalkmak zorunda kalmış, kasıkları ağrılı bi kadın gibiydi.. özet olarak; eninde sonunda kendine kalmaktan sıkılmıştı.. çok anlatıyor, anlatmaya çok hevesleniyor; lakin anlaşılamıyordu..

kelebekler.. ne kadar da mutlu olabiliyorlardı bazıları.. birileri engellemeliydi bunu bi şekilde.. "fazla mutluluk kalbe zararlıdır.." diyen bi bill-board mesela? saçma.. mutluluk güzeldi.. insan bi kere bulduğunda bi daha kaybetmek de istemezdi hem onu.. her şeyin başı kaybetmemek arzusu değil miydi ayrıca.. her şeyin başı daha fazlasını istemek değil miydi? araçları amaçlarından saptıran da buydu.. sadelikten ve sade olan her şeyden nefret eden bi toplum.. Tanrı'nın olaya el atması gerekiyordu sanki acilen..

peki ya Tanrı? o hiç kaybetmiş miydi? belki o da kelebek olmak istiyordu bazı geceler.. hatta bulunduğu bi çok teşebbüs oluyordu belki.. ama öncesi ve sonrası yoktu O’nun, belki de ondan çıkmıyordu canı bi türlü.. olamaz mıydı? Tanrı da bıkmıştı belki bu düzenden, hatta belki imreniyordu yeryüzündekilere.. ölümleri kendi ellerindeydi sonuçta.. kim bilir, belki yalnızdı da çok.. başka Tanrı olmadığından etrafta.. neyse.. girmemeliydi bu konulara.. neden bilmiyordu ama, girmemesi gerekiyordu sanki.. Tanrı hakkında öyle ileri geri düşünceler olmazdı sonuçta..

kapılar.. son kapının oymasını kim yapmıştı acaba? çok hoş duruyordu üzerindeki kelebek motifleri..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Filizm

Salıncaklar

Bir Yaşam İki Hayat