Mürur-u Zaman

mürur-u zaman söz öbeğinin henüz zaman aşımına uğramadığı zamanlardı.. küçücüktüm, sıradan bi ilkokul çocuğu.. okuldan geldiğinde çantası sırtından yere kadar uzanmış, emekleyerek merdiven tırmanan bi çocuk.. en büyük ilgim uçak seslerineydi.. en büyük isteğim de, sesini duyduğum an gökyüzüne baktığımda geçen uçağı görebilmek.. o zamanlar fazlaca gereksiz eşyayla tıka basa doldurulmamış evin odalarındaki ses yankılarından olsa gerek, bi türlü tutturamazdım doğru odanın doğru penceresini.. hep doğuya koşardım.. ancak hep batıdan geçerdi uçak.. ve hep de, ben batıya geldiğimde uçak çoktan uzaklaşıp gitmiş olurdu.. kaçan o uçağın nasıl olduğunu hiç bi zaman bilemeyecek olmanın verdiği saçma sapan hüzünle oturup kitabımı okurdum.. bi türlü denk gelememek ayda yılda bir geçen uçağa, çok koyuyordu niyeyse.. kiminize göre Murphy kanunlarının şahsımdaki tecellisi olacak bu, kiminize göre basit bi aptallık.. kiminiz yorumu dahi çok görecek belki ama.. ben sadece, "kader" diyorum..

çocukların; sabahın ilk ışıklarını başlama düdüğü sayıp sokaklara döküldüğü zamanlardı.. akşam ezanıyla birlikte sona erecek uzun bi maça çıktıkları, her türlü oyunun sokaklarda oynandığı; misketle başlayıp futbolla devam eden, uzun eşekten sobeye geçip körebeyle sona eren sıralamanın asla şaşmadığı; he bir de, sanki elmanın malik ve domatesin antiseptik özelliklerinin anneler tarafından gayet iyi bilindiği zamanlardı.. büyümüştüm, ortaokul çağlarında sıradan bi çocuk.. domatesin dezenfektan etkisi vardı evet.. ve elmadaki malik asit yorgunluğa birebirdi.. ama ikisi de şüphecileri sevmezdi.. ben böyle bakıyordum olaya.. ancak insanlar öyle değillerdi sanki.. sanki bakındıkları şey bi arkadaş gülücüğü, bi dost öpücüğü ya da bi eş sıcaklığı değildi.. peşinde oldukları tek şey, sadece söyleneni yapan, kızılıp öfkelenildiğinde kendi köşesine çekilip somurtan, etkilere tepki göstermeyip susup öylece oturan ve ayda yılda bir, bi yudum sevgi gösterildiğinde mutlulaşan insanlara sahip olmaktı.. kiminiz algıda seçicilik diyecek buna, kiminiz algıda ahlaksızlık.. kiminiz yine yorum bile getirmeyecek belki ama.. ben sadece, "insanlar, aslında insan değil, sadık birer köpek arıyor.." diyorum..

çevremdeki her insanın Pavlov gibi gelmeye başladığı zamanlardı.. birine köpek emanet bırakılacaksa; en son kişinin Pavlov olması gerektiğini yeni yeni düşünmeye başladığım zamanlar.. yaşlanmıştım, 50'lerinde sıradan bi ihtiyar.. ne annemin getirdiği domatesin eski tadı vardı damağımda ne de elma artık çare olabiliyordu yorgunluğuma.. tat alma duyularım mı körelmişti, yoksa zamane tacirlerinin para pislikleri miydi, bilmiyordum.. tek beklediğim bitiş düdüğünü işitmekti.. eve dönmek istiyordum artık ama beklemem gereken bi çağrı vardı.. kiminiz tevekkül diyecek buna, kiminiz boş vermişlik.. kiminiz yine öylece susacak ama.. ben yine sadece, "kader" diyorum..

dünya üzerinde tek bi canlının bile kalmadığı zamanlardı.. oynanan tüm oyunların bittiği zamanlar.. ölmüştüm..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Filizm

Salıncaklar

Bir Yaşam İki Hayat