Kayıtlar

Eylül, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Salıncaklar

Resim
çıplak ayakla dolaşırken betona düşmek kadar tehlikeli özlemek.. salgın bi ruh hastalığı bulaşmışken içinde taşıyıp durduğun şeye, yatağa düşmek de öyle.. hatta, birbirinden farklı bi sürü kıyafetle giydirilmiş bi kafayla yaşarken, boşluğa düşmek de çok tehlikeli.. elle tutulabilecek tek şey kafanın içindekilerken, dengeni kaybetmemeye dikkat et.. yaşadıklarını özleyip durman, sonu hep kayboluşa çıkacak kocaman bi arayış.. yaşamıyorsun çünkü, kabul et.. kocaman bi doyumsuzluk, bitmek bilmeyen bi tatminsizlik, sonu gelmeyen istekler varken ve sen hepsini bi kenara bırakıp özlediklerini düşünürken, yaşayamıyorsun.. işin memnun ederken, karşılığı suratını ekşitiyor.. çok iyi kazanıyorsun, ama yaptıkların azap geliyor.. mutluluk gözlerinden akıyor bazen.. bazen de gözlerini yakıyor mutsuzluk.. “onu da yapayım, bundan da geri kalmayayım..” derken, kendini yine hiçbir şey yaparken buluyorsun.. yalnız kalmak istiyorsun.. sonra bi bakıyorsun, zaten yalnızsın.. sigara üstüne sigara yakıp, o...

Kümeler

Resim
kaç hayatı alabilirdik ki, ismi "H" olan ve "hayat"ı temsil eden kümemize? şu an pislik bir şarapçının battaniyesini paylaşmak da mümkün, bir bankta omuzlarını kesiştirip salya sümük ağlayarak, ve düşünerek derin derin; hayatının hiç dokunamayacağı, kümelerin en uzağı olarak kalmış hayatları.. güzeller güzeli bir hatunun kollarında olmak da mümkün, tek bir yatakta vücutlarını birleştirip yek bir vücut olarak, ve düşünerek derin derin.. kaç hayatla kesişti benim hayatım? kaçı teğet geçirdi çizgilerini? kaçın karesiydi bu hayatların üst kümeleri? kaçını alt kümem yaptım? kaçının altında kaldım? ve son kadehi doldurup kaldırmak da mümkün, bir odada bütün elemanlarından kurtularak, ve düşünerek derin derin; sevmeyi de, nefret etmeyi de beceremediğim, kesişimlerini sevmediğim ama, birleşimlerinden nefret etmediğim insanları.. şerefinize kümeler..

Göçebe

Resim
pencere camıyla parmaklıklar arasında evinize gelecek herhangi birini beklemediniz mi siz hiç? bildiğiniz bahçe çamurunu, o zamanlar bilmediğiniz oyun hamuru yerine kullanmadınız mı? kaç yağmur damlasında kendi yüzünüzün yansımasını gördünüz? kaç kere akıntılar uğurladınız birikintilere yollarını ellerinizle çizerek? merak ediyorum, yatağınızı ıslatmaz mıydınız küçükken? sonra o utançla hiç çıkmak istemediğiniz olmadı mı yatağınızdan? olmuştur, oluyor işte bazen.. M harflerinden peydahlanma kuşlarla süslemediniz mi resim defterlerinizdeki dağ yamaçlarını? gözleri, burnu ve gülümseyen bi ağzı olan kocaman güneşleriniz olmadı mı gökyüzünde çok garip duran mavi bulutlarınızın altında? köprüler kurmadınız mı dağdan süzülüp gelen derenin iki yakasını birleştirmek adına? sağı solu çiçeklerle dolu patikalarınız olmadı mı üzerinde yürüyecek olanları defterin bittiği yerdeki uçuruma sürükleyecek? olmuştur bence.. oluyor bazen.. merak etmediniz mi hiç; kimdi bu Ali, Oya, Işık, Ömer? mı...

Son Dans

Resim
kağıtlara dökebildiğinden daha güzel cümlelerdi aklından geçenler, kabul et.. umdukların, bulduklarına hep surat ekşitti bu hayatta.. Tanrı misafiriydin lakin.. umduğunu ararken bulduğundan da olmamak adına, alelade bi minnet duygusuyla sarıldın önüne gelene.. dört elle hem de.. görmemiş gibi ve göremeyecek gibi bir daha asla.. doğruydu.. göremiyordun aslında, hep bi eksik kalmıştı.. ya da bi yerlerde hep bi fazla vardı.. mesela, birileri eksikti bazen.. durmaman gereken yerlerde buldun kendini hiç bilmeden.. hep gitmiş oldun beklediğin gelmeden.. söylemeyi geçtin artık da, düşünemedin bile içmeden.. etrafında oksijenden çok yalan kullanan insanlar dolaşırken, kuru kuru bahsedilmek yetersiz kalmaya başlıyordu senin için de.. bahşedilmek arzusu yüreğini dolduruyor, kurtuluşa ermek istiyordun iplere gitmeden.. “bi ipin ucunda yaşamak..” derler ya hep.. ondan daha kötüsü yok mudur dersin? ucunda yaşayacak bi ipi bile bulamamak mesela.. asılamamak hayata, tutunamamak işte.. tutamamak a...

Yol

Resim
sabretmeyi öğreneceksin ilk önce.. karanlıkta beklemeyi bilecek, doğru zamanda doğru yerde olmanın ne anlama gelmediğini göreceksin.. ağlamayı öğretecek sana.. ağlamaklı gülüşlerin ne anlama geldiğini.. gizemli bi anahtar olduğunu ağlamanın ve tüm kapıları kendi yoluyla açmayı bildiğini öğretecek.. sadeliği öğreneceksin.. alaca renkleri bi kenara bırakmayı ilk başta.. ve sonra birer birer kurtulmayı üzerindeki tüm fazlalıktan.. çırılçıplak yürümeyi öğretecek sana.. kendi gerçekliğinle el ele.. bildiğin her şeyi unutmayı bilmiyorsun henüz değil mi? korkma, öğretecek.. tekme tokat kavga etmeyi, elinin tersiyle reddetmeyi, kahkahalarla gülmeyi, salya sümük ağlamayı, sarılmayı, okşamayı, öpüp koklamayı öğretecek.. en huysuzunu tanıyacaksın.. en yapıcısını, en yıkıcısını.. en cesuru da çıkacak karşına, en ödleği de.. kimisi yavşak olacak, kimisi yalancı.. kimisine dost diyeceksin, kimisine arkadaş.. sevgililer çıkaracaksın içlerinden, sevgisizler.. yaratılmışların en çirkini insan...

Pas

Resim
ahlak denen şey, aslında hiç olmadı bayım.. yaptığınız en büyük ahlaksızlıktı ama, birilerinden bir şeyler beklemek, bir şeyleri, bir şeyler uğruna yaptığınızı göstermemek.. bir şey demişken.. bir şey söyleyeyim mi? kandırdılar sizi, anlatılan efsaneler de uydurmaydı üstelik, kara kediler, uğursuz baykuşlar ve çantadaki keklik.. hiçbir şey göründüğü kadar basit değildi, lütfen, inanmayın artık.. ... tırnaklarımı kestim banyodan sonra, kalem tutamaz oldular, lakin kafamdaki fillere ne oluyor anlamıyorum, sanırım çok sıkıldılar.. biraz önce son sigaramı yaktım, kül tablasında unutmak değildi aslında amacım.. dumanı sabah güneşimi perdeleyecek, eşine az rastlanır bir gösteri sunacaktı bana.. olsun, külleri de apayrı sanat aslında ya.. ... gökkuşağı, yavru ışıkların oynadığı bir oyundan ibaretmiş, duydunuz mu? ben çok inanamadım.. mavinin üzerinde oyun oynamaya cesaret edemez hiçbir renk.. bu arada, sizin gözleriniz, karanlıktan daha aydınlık bir maviydi değil ...

Alışman Lazım

Resim
bazen olmuyor arkadaş.. düşünüp durma öyle.. hani bazen her şey yolunda gidiyor, her şey denk geliyor, her şey tıkırında işliyor, her şey olacağına varıyor ve oluyor ya.. bazen de nasıl oluyorsa, öyle olmuyor işte.. olmuyor.. mızmızlanmamak gerek ama, karamsarlığa düşmemek gerek.. pes etmek değil bu.. ne olduğunu ben de bilmiyorum aslında.. ama belki alışman gerek.. “olmuyor işte..” deyip susman gerek.. ama bu olmayışlar bazen değil de genele yayılmışsa.. yani nadiren denk gelip de genelde olmuyorsa.. o zaman kötü işte.. bakman gereken gözlere başkaları bakıyorsa, dudaklarından dökülecek sözler dudaklarından dökülüyorsa başkalarının, söylemen gereken şarkıları başkaları söylüyorsa güle oynaya.. işte o zaman kötü.. yutkunmaların sessizliğe bürünür o zaman.. alfabendeki sesli harflerin sesleri kısılır.. şarkıları bile sessiz dinler, sessiz söylersin.. yakarsın sigaranı, karanlık odanı sönük bi kırmızı ışık aydınlatır saniye aralıklarla.. duvarların dışını dinlersin içeriyi bırakıp.....

Şarkılar

Resim
şarkılar mı insanlara benziyo, yoksa insanlar mı şarkılara.. çözemiyorum bazen.. kimisi keşfedilmeyi bekliyo bi köşede.. ismi hiç duyulmamış, ünsüzlükten geberecek.. kimisinde haksız bi popülarite.. kimisi hep başkalarını anlatıyo, her kelimesinde göndermeler var birilerine, bir şeylere; kimisi kendinden başkasından bahsetmekten nefret ediyo.. “hep ben..” diyo, “ben söyleyeyim, beni dinleyin..”.. kimisini anlamasan da dinliyosun, sırf sevdiğin için sesini ya da kelimelerin ağızdan dökülüşünü; kimisini dinlemesen de anlayabiliyosun bazen, lisan-ı halinin ele vermesinden.. kimisi katlanılmaz oluyo, yanlışlıkla duymaya bile tahammülün olmayabiliyo bazen; kimisini kendin katlanılmaz kılıyosun, art arda dinleyerek fark etmeden.. kimisini merak edip araştırıyosun.. “nedir, necidir, kimdir, neyin nesidir acaba..” diye; ama kimisi en yakınında dururken bile umurunda olmuyo, dönüp yüzüne bile bakmıyosun bir kere.. kimisinde kendinden çok fazla şeyler bulabiliyosun; “benim için..” ...

Yazı Tura

Resim
her şey ne kadar da şey.. madeni bi lira; “yazı..” diyen için kaybetme vakti, “tura..” diyen için kazanma.. bi sigara; milyoner bi iş adamı için, yediği servetin üzerine keyif vakti; evdeki çocuklarına ne yiyecek götüreceğini düşünen işçi bi baba için hüzün.. bulutların rendelenerek kar tanelerine dönüştüğü bi gece; şöminenin karşısında battaniyeleriyle oturan sevgililer için romantizm vakti; çalışmak zorunda olup dışarıda kalanlar için küfür.. renksiz bi mektup zarfı; askerliğini yarılamış bi genç için havalara uçma vakti, borcunu ödeyememiş bi esnaf için yerin dibine girme.. A şehrinden B şehrine giden bi otobüs; içindeki yolcular için vuslat vakti, terminalde bekleyenler için firak.. küçücük bi nokta; öncesindeki her şey için sona erme vakti, sonrasındakiler için yepyeni bi başlangıç.. yüzlerce sayfalık bi kitap; bitmek bilmeyen sınavlara hazırlanan bi öğrenci için çalışma vakti, soğuktan donmak üzere olan bi dilenci için ısınma.. ince bi kurşun kalem; biriktirdikl...

Bekleyiş

Resim
sıcacık bi oda.. tek kişilik bi yatak.. dışarısı buz.. üzerinde kalın tüylü battaniyen.. önünde en favori filmin.. yanına bi de küçücük, tatlı, kahverengi bi kedi eklersen geriye tek bi eksik kalır.. o da kar.. sonra oturup bulutların hünerli bi el tarafından rendelenmeye başlanmasını beklersin.. bazen bütün koşullar uygunluktan geberse bile gelmez ama beklenen..

Oda

Resim
birisi; “ben seni sonra arayacağım..” deyip kapatır telefonu.. bazen yalnız kalırsın sonralaştırıldığın için sırf.. yaşadığın hayat sürekli yollar çizip durur ilerlediğin istikamette.. devasa fırçalarla boyanır bazen çizilen yollar, bazen de ince uçlu kalemlerle iş görür yolları sunan.. bir bir seçersin önüne çıkan yollardan sana en güzel görüneni.. en güzel görüneni evet.. çünkü kocaman bi haritan yoktur elinde hangi yolun sonunun nereye varacağını gösterecek.. bazen yaşadığın hayatta bi tek senin için çizilen yollar kaçıp gider sağından solundan ve sen; sırf o yolları göremedin diye ertelemek zorunda kalırsın.. sahiplenmenin ait olmayı gerektirdiği gibi, ertelemenin de ertelenmeye gebe olduğunu gayet iyi bilirsin aslında.. kabul etmezsin ama ertelenmeleri.. içindeki ses, içinde bulunduğu zorunluluğu kaldıramayıp haykırmaya ve haykırdıkça büyümeye başlar.. o sesin ağırlığının altında kalıp reddettiğini söylersin yolları.. ertelenmelerden kimse hoşlanmaz, demi? hem, yalandan kim öl...

Abrakadabra

Resim
meyveler yenilmek için soyunmak zorunda kalmasın istiyorum.. bi insanı sevmek için kıyafetlerini çıkarmaya ihtiyaç duymak gibi geliyo o da.. gözlerimi, adını bile bilmediğim bi kuşun cıvıltısına açıyorum her sabah.. bi akşam da bi baykuş benim kahve isteğime kapasın istiyorum gözlerini.. kırmızı güller sadece aşk ilan etmek için var olmasın istiyorum.. küçükken boya yerine yeşil yapraklarla yazı yazarken hissettiğim hissizlik kadar zalimce o da.. erkek çocuklarının barbie bebek merakları kadar, kız çocuklarının maket araba merakları da ortadan kaldırılsın istiyorum.. en güzeli kuklalar ama.. Pinokyo gibi çocukluklarında kalsın kuklalar.. taşınmasın geleceğe istiyorum.. her Hıristiyan mahallede bi Nasreddin Hoca; her Müslüman mahallede bi Noel Baba olsun istiyorum.. gülümsemeler din süzgeçlerinden geçmeden dökülür nasıl olsa.. hayvan severler dernekleri sadece kedi ve köpekler için çalışmasın istiyorum.. kedimizin mırıltısını hissettiğimiz kadar hissedemesek bile bizdeki nef...

Belki

Resim
belki aynı şeyleri yapıyoruz şu anda.. orada duran, aynı kör noktaya bakıyoruz belki ve aynı çıkmaz düşüncelerin yarattığı kurtçuklar kemiriyor beyinlerimizi.. belki de adımlarım adımlarını takip etti bunca yıl, bi gün üst üste basarlar elbet düşüncesiyle.. kalbim, kalbinden geçen hislerin peşini hiç bırakmadı, belki senden küçücük bir iz kalmıştır oralarda diye.. aynı aynalarda gözlerimizi aradık belki de.. sebepsiz yereydi bazen, ama belki de, kendi aptal suratımız değil de, son bakışlarımızın yansımasıydı orada tek görmek istediğimiz.. farklı mekanlarda, ayrı zaman dilimlerini, benzer saçmalıklarla süsleyip püsledik belki.. duygularımıza çok güvendik, bilmiyorduk belki öylece geçip gideceklerini.. belki aklımızdan çıkmadı, inandığımız şeylerin gerçekten inandığımız şeyler olup olmadığı saçmalığı.. belki de hiç aklımıza gelmedi, biri için, birinden habersiz yaşıyor olmak olasılığı.. fakat biriyleydik hep.. birine bağlı, birinin aklında, aklımızda biriyle.. belki ilk, belki...