Oda
birisi; “ben seni sonra arayacağım..” deyip kapatır telefonu.. bazen yalnız kalırsın sonralaştırıldığın için sırf..
yaşadığın hayat sürekli yollar çizip durur ilerlediğin istikamette.. devasa fırçalarla boyanır bazen çizilen yollar, bazen de ince uçlu kalemlerle iş görür yolları sunan.. bir bir seçersin önüne çıkan yollardan sana en güzel görüneni.. en güzel görüneni evet.. çünkü kocaman bi haritan yoktur elinde hangi yolun sonunun nereye varacağını gösterecek.. bazen yaşadığın hayatta bi tek senin için çizilen yollar kaçıp gider sağından solundan ve sen; sırf o yolları göremedin diye ertelemek zorunda kalırsın.. sahiplenmenin ait olmayı gerektirdiği gibi, ertelemenin de ertelenmeye gebe olduğunu gayet iyi bilirsin aslında.. kabul etmezsin ama ertelenmeleri.. içindeki ses, içinde bulunduğu zorunluluğu kaldıramayıp haykırmaya ve haykırdıkça büyümeye başlar.. o sesin ağırlığının altında kalıp reddettiğini söylersin yolları.. ertelenmelerden kimse hoşlanmaz, demi? hem, yalandan kim ölmüş ki? kabullenme aptal gibi dalıp, başın önünde yaşarken kaçırdığın dönemeçlerin sorumluluklarını.. devam et bildiğinin en doğru olduğunu düşünmeye..
bazen bi annenin yemeği ocakta kalır; derslerine çalışmayan çocuk sınıfta kalır; maktuller katilsiz, maşuklar aşıksız, mahremler örtüsüz kalır; insanlar yaptıklarına hayran kalır; ama sen, sırf kendini beğendiğin için yalnız kalırsın.. sahibi belirsiz, açık artırmasını bekleyen bi çanta gibi ortalıkta öylece kalakalırsın hatta.. fazla tutmayacağını kabullen.. kimse içinde ne olduğunu bile bilmediği bi çantaya milyonlar ödemez.. insanların sürprizlerle arası bozulalı epey zaman oldu, uyan.. neler hissettiğini bilmediğin birine ne kadar değer verebilirsin, sen söyle.. kendini çok önemliymişsin gibi hissediyosun, biliyorum.. ara ara bende de oluyor.. ama sırf kendini iyi tanımadığından bunlar.. tanıdıkça geçecek.. kendine çeki düzen ver.. kendi iplerini kendin kullan.. bak.. aslında her şey kendinle ilgili, değil mi? kendinle baş başa kalırsın, kendine iyi bakarsın, kendinden nefret eder, kendini beğenirsin.. kendinden geçersin.. sonra kendine gelirsin.. bi de şeker bi kız vardı.. hep kendi isterdi hani her şeyi.. ama öyle olsun istemezdi.. sen de istememiştin..
bazen odanı saran kirli duvarlarına dikersin bakışlarını.. o pislikte kendini görüp yine yalnız kalırsın.. okuyup okuyup sonlarını beğenmediğin öyküler gibi bu baş başa kalışı da sevmezsin.. öykülerde geçen kuşların imrenip durduğun kanatları gelir aklına ve uçamadığın her bir gün için gökyüzüne binlerce küfür salarsın.. kasma kanatlarını.. yere çakılacağın güne kadar uçabileceğine inan.. en azından inanırken ölür gidersin.. biliyorum dargınsın hayata.. kadınları da düşün ama, onlar hep dargınlar..
çok kolay değil mi kadınları dinlemek? onları bi şiir gibi ezberlemek çok kolay değil mi? anlaşılmak istedikleri gibi yazar; yazılmak istedikleri şekilde anlatırlar.. anlamadıkları tek şey yazılanların alayının aslında hep onlarla ilgili olduğudur.. duymak istedikleri kadar dinler, anlamak istedikleri kadar okurlar o yüzden.. çok kolay değil mi? bi kadının hayatına dokunmak, hikayesinde yer almak ayrıcalığını tanımaz aslında sana.. belki bu yüzden yalnız hisseder kadınlar kendilerini.. her erkeğin derdi o hikayenin tek bir satırında dahi olsa yer almaktır, ucundan köşesinden içinde olmak.. olmaz ama.. kendi yaşar, kendi yapar, kendi yakar, kendi yanar, kendi yazar kadınlar.. sen de oturup şerefine içersin içlerinde olamadığın satırların..
bazen her şey tıkırında işler.. güneş senin istediğin yerden batar.. alt alta sıralanır yıldızlar ve rüzgar tam da esmesini istediğin yönden yüzüne çarpar.. falezleri yorgan bilip usulca altına sokulan dalgalar gibi kendini kollarına bırakır kadın.. sen kalbini ısıttıkça o sana güvenir.. güvendikçe de aralar sıkı sıkı kapattığı kapılarını.. bazen, kırılacak bi sürü şeyin olduğu bi odada bulursun kendini.. küçücük bi vazodur düşen.. ama yalnız bırakır bazen.. dikkat et o odadayken attığın adımlara.. yalnızlık terk etmez hiç kimseyi ebediyen..
yaşadığın hayat sürekli yollar çizip durur ilerlediğin istikamette.. devasa fırçalarla boyanır bazen çizilen yollar, bazen de ince uçlu kalemlerle iş görür yolları sunan.. bir bir seçersin önüne çıkan yollardan sana en güzel görüneni.. en güzel görüneni evet.. çünkü kocaman bi haritan yoktur elinde hangi yolun sonunun nereye varacağını gösterecek.. bazen yaşadığın hayatta bi tek senin için çizilen yollar kaçıp gider sağından solundan ve sen; sırf o yolları göremedin diye ertelemek zorunda kalırsın.. sahiplenmenin ait olmayı gerektirdiği gibi, ertelemenin de ertelenmeye gebe olduğunu gayet iyi bilirsin aslında.. kabul etmezsin ama ertelenmeleri.. içindeki ses, içinde bulunduğu zorunluluğu kaldıramayıp haykırmaya ve haykırdıkça büyümeye başlar.. o sesin ağırlığının altında kalıp reddettiğini söylersin yolları.. ertelenmelerden kimse hoşlanmaz, demi? hem, yalandan kim ölmüş ki? kabullenme aptal gibi dalıp, başın önünde yaşarken kaçırdığın dönemeçlerin sorumluluklarını.. devam et bildiğinin en doğru olduğunu düşünmeye..
bazen bi annenin yemeği ocakta kalır; derslerine çalışmayan çocuk sınıfta kalır; maktuller katilsiz, maşuklar aşıksız, mahremler örtüsüz kalır; insanlar yaptıklarına hayran kalır; ama sen, sırf kendini beğendiğin için yalnız kalırsın.. sahibi belirsiz, açık artırmasını bekleyen bi çanta gibi ortalıkta öylece kalakalırsın hatta.. fazla tutmayacağını kabullen.. kimse içinde ne olduğunu bile bilmediği bi çantaya milyonlar ödemez.. insanların sürprizlerle arası bozulalı epey zaman oldu, uyan.. neler hissettiğini bilmediğin birine ne kadar değer verebilirsin, sen söyle.. kendini çok önemliymişsin gibi hissediyosun, biliyorum.. ara ara bende de oluyor.. ama sırf kendini iyi tanımadığından bunlar.. tanıdıkça geçecek.. kendine çeki düzen ver.. kendi iplerini kendin kullan.. bak.. aslında her şey kendinle ilgili, değil mi? kendinle baş başa kalırsın, kendine iyi bakarsın, kendinden nefret eder, kendini beğenirsin.. kendinden geçersin.. sonra kendine gelirsin.. bi de şeker bi kız vardı.. hep kendi isterdi hani her şeyi.. ama öyle olsun istemezdi.. sen de istememiştin..
bazen odanı saran kirli duvarlarına dikersin bakışlarını.. o pislikte kendini görüp yine yalnız kalırsın.. okuyup okuyup sonlarını beğenmediğin öyküler gibi bu baş başa kalışı da sevmezsin.. öykülerde geçen kuşların imrenip durduğun kanatları gelir aklına ve uçamadığın her bir gün için gökyüzüne binlerce küfür salarsın.. kasma kanatlarını.. yere çakılacağın güne kadar uçabileceğine inan.. en azından inanırken ölür gidersin.. biliyorum dargınsın hayata.. kadınları da düşün ama, onlar hep dargınlar..
çok kolay değil mi kadınları dinlemek? onları bi şiir gibi ezberlemek çok kolay değil mi? anlaşılmak istedikleri gibi yazar; yazılmak istedikleri şekilde anlatırlar.. anlamadıkları tek şey yazılanların alayının aslında hep onlarla ilgili olduğudur.. duymak istedikleri kadar dinler, anlamak istedikleri kadar okurlar o yüzden.. çok kolay değil mi? bi kadının hayatına dokunmak, hikayesinde yer almak ayrıcalığını tanımaz aslında sana.. belki bu yüzden yalnız hisseder kadınlar kendilerini.. her erkeğin derdi o hikayenin tek bir satırında dahi olsa yer almaktır, ucundan köşesinden içinde olmak.. olmaz ama.. kendi yaşar, kendi yapar, kendi yakar, kendi yanar, kendi yazar kadınlar.. sen de oturup şerefine içersin içlerinde olamadığın satırların..
bazen her şey tıkırında işler.. güneş senin istediğin yerden batar.. alt alta sıralanır yıldızlar ve rüzgar tam da esmesini istediğin yönden yüzüne çarpar.. falezleri yorgan bilip usulca altına sokulan dalgalar gibi kendini kollarına bırakır kadın.. sen kalbini ısıttıkça o sana güvenir.. güvendikçe de aralar sıkı sıkı kapattığı kapılarını.. bazen, kırılacak bi sürü şeyin olduğu bi odada bulursun kendini.. küçücük bi vazodur düşen.. ama yalnız bırakır bazen.. dikkat et o odadayken attığın adımlara.. yalnızlık terk etmez hiç kimseyi ebediyen..

Yorumlar
Yorum Gönder