Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Yaşam İki Hayat

Resim
tamamlanmış insan yoktur; tam anlanmış insan da yoktur gerçi.. lakin tamamlıyordun beni.. tam anlıyordun.. neredeyse hiçbir eksiğimiz yoktu.. birbirini döndürüp duran iki çarktan, bir elmanın iki yarısından, bir bütünü işleten iki parçadan biri sendin hep, diğeri ben.. gün gecesiz, şarkılar özlemsiz, şiirler aşksız nasılsa öyleydik birimiz olmadan.. sanıklık dururken tanıklığı seçemedik hiçbir hikayede.. izlemek için ayıracak hiç zamanımız olmadı, çünkü oyunun içindeydik hep.. sürekli dahil oldum, hiç durmadan dahil ettin.. hayat senindi ama yaşayan bendim.. şiirler senindi, okuyan ben.. kuralları koyan sendin, fakat oyunda kaybeden hep ben.. sen buldun tüm rakiplerimi ama ödüllere her zaman ben kondum.. gündüzleri sen aldın, geceleri bana bıraktın.. şimdiki zaman senindi, geçmemiş ve gelmeyecek olan benim.. sen, her istediğinde anı değiştirebiliyordun.. ama nedense, ben kendiminkilere hiç dokunamıyordum.. sonsuzluk senin en büyük keyfindi, bitip kaybolacak olmak ise benim en ...

Filizm

Resim
ateşi dilimleyebilir misin? suyu, havayı, güneşi ve ışığı.. hepsi dilim dilim ve hepimize birer dilim.. gökkuşağı oluşturabilir misin kestiğin renk dilimlerinden? havaya, suya, güneşe ve gökyüzüne kazımak istiyorum.. ateşten buzdan konuşmak istiyorum.. ve havadan ve sudan.. bu mu lan gerçekten “insan” dedikleri? öyleyse ben, tahtadan yaratılmış olmak istiyorum.. çok mu uçtum? kağıttan olsun o zaman kanatlarım ve sesten boynuzlarım, gözlerim çakmak taşından, parmaklarım da güneşten olsun.. olsun ki aydınlansın düştüğüm tüm çukurlar.. … geçenlerde bi kuş kondu badi parmağıma, “saçma sapan konuşuyorsun..” dedi.. “saçma da sapan da korkutur seni..” dedim, “uğraşma benimle..”.. gidip yalanlar toplamasını istedim.. “onları çoktan topladılar..” dedi.. “çarp öyleyse?” “çarpılırım..” “o zaman çıkarmayı dene..” çıkarıp güneşi koydu avucuma.. bir avuç su birikintisi oluşuverdi.. sonra bir balık kondu serçe parmağıma, “hakikaten saçmalıyorsun ama..” dedi.. hakikaten.. b...

Neydi Aşk?

Resim
susmak mıydı aşk, yoksa kusmak mı içindekileri avazın çıktığı kadar? beklemek miydi bi köşebaşında çaresiz, sana gelmesini, yoksa koşmak mı her şeyi bırakıp sadece O'na? O muydu ki aşk? yoksa biz miydik aşkı O yapan? gözyaşı mıydı aşk O'nsuz gecelerde damlayan, yoksa kahkahalar mıydı O'nunla beraber atılan? çalan bi şarkıda O'nu hatırlamak mıydı farkında olmadan, yoksa O'nu hatırlamak için şarkılar çalmak mı sıradan? olamaz mıydı yahu bu aşk sebepsiz yere, yoksa biz miydik onu bağlayan basit sebeplere? mutlu olmak mıydı ki aşk, yoksa "mutlu muyum?" diye sorgulamamak mı? mutluluk neydi peki? aşk mıydı mutluluğu getiren, yoksa mutluluk mu aşka götüren? hem, mutlu etmek için mi severdi ki insan, yoksa içten bi pazarlık mı başlamıştı çoktan? pazarlık demişken.. var mıydı gerçekten satılık aşklar, ne kadar pahalıydılar? yoksa çıkar mıydı onlara inat meteliksiz aşıklar? ... tüm soruların cevaplarını bilmekti aşk.. ve bilememek.. ve se...

Salıncaklar

Resim
çıplak ayakla dolaşırken betona düşmek kadar tehlikeli özlemek.. salgın bi ruh hastalığı bulaşmışken içinde taşıyıp durduğun şeye, yatağa düşmek de öyle.. hatta, birbirinden farklı bi sürü kıyafetle giydirilmiş bi kafayla yaşarken, boşluğa düşmek de çok tehlikeli.. elle tutulabilecek tek şey kafanın içindekilerken, dengeni kaybetmemeye dikkat et.. yaşadıklarını özleyip durman, sonu hep kayboluşa çıkacak kocaman bi arayış.. yaşamıyorsun çünkü, kabul et.. kocaman bi doyumsuzluk, bitmek bilmeyen bi tatminsizlik, sonu gelmeyen istekler varken ve sen hepsini bi kenara bırakıp özlediklerini düşünürken, yaşayamıyorsun.. işin memnun ederken, karşılığı suratını ekşitiyor.. çok iyi kazanıyorsun, ama yaptıkların azap geliyor.. mutluluk gözlerinden akıyor bazen.. bazen de gözlerini yakıyor mutsuzluk.. “onu da yapayım, bundan da geri kalmayayım..” derken, kendini yine hiçbir şey yaparken buluyorsun.. yalnız kalmak istiyorsun.. sonra bi bakıyorsun, zaten yalnızsın.. sigara üstüne sigara yakıp, o...

Kümeler

Resim
kaç hayatı alabilirdik ki, ismi "H" olan ve "hayat"ı temsil eden kümemize? şu an pislik bir şarapçının battaniyesini paylaşmak da mümkün, bir bankta omuzlarını kesiştirip salya sümük ağlayarak, ve düşünerek derin derin; hayatının hiç dokunamayacağı, kümelerin en uzağı olarak kalmış hayatları.. güzeller güzeli bir hatunun kollarında olmak da mümkün, tek bir yatakta vücutlarını birleştirip yek bir vücut olarak, ve düşünerek derin derin.. kaç hayatla kesişti benim hayatım? kaçı teğet geçirdi çizgilerini? kaçın karesiydi bu hayatların üst kümeleri? kaçını alt kümem yaptım? kaçının altında kaldım? ve son kadehi doldurup kaldırmak da mümkün, bir odada bütün elemanlarından kurtularak, ve düşünerek derin derin; sevmeyi de, nefret etmeyi de beceremediğim, kesişimlerini sevmediğim ama, birleşimlerinden nefret etmediğim insanları.. şerefinize kümeler..

Göçebe

Resim
pencere camıyla parmaklıklar arasında evinize gelecek herhangi birini beklemediniz mi siz hiç? bildiğiniz bahçe çamurunu, o zamanlar bilmediğiniz oyun hamuru yerine kullanmadınız mı? kaç yağmur damlasında kendi yüzünüzün yansımasını gördünüz? kaç kere akıntılar uğurladınız birikintilere yollarını ellerinizle çizerek? merak ediyorum, yatağınızı ıslatmaz mıydınız küçükken? sonra o utançla hiç çıkmak istemediğiniz olmadı mı yatağınızdan? olmuştur, oluyor işte bazen.. M harflerinden peydahlanma kuşlarla süslemediniz mi resim defterlerinizdeki dağ yamaçlarını? gözleri, burnu ve gülümseyen bi ağzı olan kocaman güneşleriniz olmadı mı gökyüzünde çok garip duran mavi bulutlarınızın altında? köprüler kurmadınız mı dağdan süzülüp gelen derenin iki yakasını birleştirmek adına? sağı solu çiçeklerle dolu patikalarınız olmadı mı üzerinde yürüyecek olanları defterin bittiği yerdeki uçuruma sürükleyecek? olmuştur bence.. oluyor bazen.. merak etmediniz mi hiç; kimdi bu Ali, Oya, Işık, Ömer? mı...

Son Dans

Resim
kağıtlara dökebildiğinden daha güzel cümlelerdi aklından geçenler, kabul et.. umdukların, bulduklarına hep surat ekşitti bu hayatta.. Tanrı misafiriydin lakin.. umduğunu ararken bulduğundan da olmamak adına, alelade bi minnet duygusuyla sarıldın önüne gelene.. dört elle hem de.. görmemiş gibi ve göremeyecek gibi bir daha asla.. doğruydu.. göremiyordun aslında, hep bi eksik kalmıştı.. ya da bi yerlerde hep bi fazla vardı.. mesela, birileri eksikti bazen.. durmaman gereken yerlerde buldun kendini hiç bilmeden.. hep gitmiş oldun beklediğin gelmeden.. söylemeyi geçtin artık da, düşünemedin bile içmeden.. etrafında oksijenden çok yalan kullanan insanlar dolaşırken, kuru kuru bahsedilmek yetersiz kalmaya başlıyordu senin için de.. bahşedilmek arzusu yüreğini dolduruyor, kurtuluşa ermek istiyordun iplere gitmeden.. “bi ipin ucunda yaşamak..” derler ya hep.. ondan daha kötüsü yok mudur dersin? ucunda yaşayacak bi ipi bile bulamamak mesela.. asılamamak hayata, tutunamamak işte.. tutamamak a...

Yol

Resim
sabretmeyi öğreneceksin ilk önce.. karanlıkta beklemeyi bilecek, doğru zamanda doğru yerde olmanın ne anlama gelmediğini göreceksin.. ağlamayı öğretecek sana.. ağlamaklı gülüşlerin ne anlama geldiğini.. gizemli bi anahtar olduğunu ağlamanın ve tüm kapıları kendi yoluyla açmayı bildiğini öğretecek.. sadeliği öğreneceksin.. alaca renkleri bi kenara bırakmayı ilk başta.. ve sonra birer birer kurtulmayı üzerindeki tüm fazlalıktan.. çırılçıplak yürümeyi öğretecek sana.. kendi gerçekliğinle el ele.. bildiğin her şeyi unutmayı bilmiyorsun henüz değil mi? korkma, öğretecek.. tekme tokat kavga etmeyi, elinin tersiyle reddetmeyi, kahkahalarla gülmeyi, salya sümük ağlamayı, sarılmayı, okşamayı, öpüp koklamayı öğretecek.. en huysuzunu tanıyacaksın.. en yapıcısını, en yıkıcısını.. en cesuru da çıkacak karşına, en ödleği de.. kimisi yavşak olacak, kimisi yalancı.. kimisine dost diyeceksin, kimisine arkadaş.. sevgililer çıkaracaksın içlerinden, sevgisizler.. yaratılmışların en çirkini insan...

Pas

Resim
ahlak denen şey, aslında hiç olmadı bayım.. yaptığınız en büyük ahlaksızlıktı ama, birilerinden bir şeyler beklemek, bir şeyleri, bir şeyler uğruna yaptığınızı göstermemek.. bir şey demişken.. bir şey söyleyeyim mi? kandırdılar sizi, anlatılan efsaneler de uydurmaydı üstelik, kara kediler, uğursuz baykuşlar ve çantadaki keklik.. hiçbir şey göründüğü kadar basit değildi, lütfen, inanmayın artık.. ... tırnaklarımı kestim banyodan sonra, kalem tutamaz oldular, lakin kafamdaki fillere ne oluyor anlamıyorum, sanırım çok sıkıldılar.. biraz önce son sigaramı yaktım, kül tablasında unutmak değildi aslında amacım.. dumanı sabah güneşimi perdeleyecek, eşine az rastlanır bir gösteri sunacaktı bana.. olsun, külleri de apayrı sanat aslında ya.. ... gökkuşağı, yavru ışıkların oynadığı bir oyundan ibaretmiş, duydunuz mu? ben çok inanamadım.. mavinin üzerinde oyun oynamaya cesaret edemez hiçbir renk.. bu arada, sizin gözleriniz, karanlıktan daha aydınlık bir maviydi değil ...

Alışman Lazım

Resim
bazen olmuyor arkadaş.. düşünüp durma öyle.. hani bazen her şey yolunda gidiyor, her şey denk geliyor, her şey tıkırında işliyor, her şey olacağına varıyor ve oluyor ya.. bazen de nasıl oluyorsa, öyle olmuyor işte.. olmuyor.. mızmızlanmamak gerek ama, karamsarlığa düşmemek gerek.. pes etmek değil bu.. ne olduğunu ben de bilmiyorum aslında.. ama belki alışman gerek.. “olmuyor işte..” deyip susman gerek.. ama bu olmayışlar bazen değil de genele yayılmışsa.. yani nadiren denk gelip de genelde olmuyorsa.. o zaman kötü işte.. bakman gereken gözlere başkaları bakıyorsa, dudaklarından dökülecek sözler dudaklarından dökülüyorsa başkalarının, söylemen gereken şarkıları başkaları söylüyorsa güle oynaya.. işte o zaman kötü.. yutkunmaların sessizliğe bürünür o zaman.. alfabendeki sesli harflerin sesleri kısılır.. şarkıları bile sessiz dinler, sessiz söylersin.. yakarsın sigaranı, karanlık odanı sönük bi kırmızı ışık aydınlatır saniye aralıklarla.. duvarların dışını dinlersin içeriyi bırakıp.....

Şarkılar

Resim
şarkılar mı insanlara benziyo, yoksa insanlar mı şarkılara.. çözemiyorum bazen.. kimisi keşfedilmeyi bekliyo bi köşede.. ismi hiç duyulmamış, ünsüzlükten geberecek.. kimisinde haksız bi popülarite.. kimisi hep başkalarını anlatıyo, her kelimesinde göndermeler var birilerine, bir şeylere; kimisi kendinden başkasından bahsetmekten nefret ediyo.. “hep ben..” diyo, “ben söyleyeyim, beni dinleyin..”.. kimisini anlamasan da dinliyosun, sırf sevdiğin için sesini ya da kelimelerin ağızdan dökülüşünü; kimisini dinlemesen de anlayabiliyosun bazen, lisan-ı halinin ele vermesinden.. kimisi katlanılmaz oluyo, yanlışlıkla duymaya bile tahammülün olmayabiliyo bazen; kimisini kendin katlanılmaz kılıyosun, art arda dinleyerek fark etmeden.. kimisini merak edip araştırıyosun.. “nedir, necidir, kimdir, neyin nesidir acaba..” diye; ama kimisi en yakınında dururken bile umurunda olmuyo, dönüp yüzüne bile bakmıyosun bir kere.. kimisinde kendinden çok fazla şeyler bulabiliyosun; “benim için..” ...

Yazı Tura

Resim
her şey ne kadar da şey.. madeni bi lira; “yazı..” diyen için kaybetme vakti, “tura..” diyen için kazanma.. bi sigara; milyoner bi iş adamı için, yediği servetin üzerine keyif vakti; evdeki çocuklarına ne yiyecek götüreceğini düşünen işçi bi baba için hüzün.. bulutların rendelenerek kar tanelerine dönüştüğü bi gece; şöminenin karşısında battaniyeleriyle oturan sevgililer için romantizm vakti; çalışmak zorunda olup dışarıda kalanlar için küfür.. renksiz bi mektup zarfı; askerliğini yarılamış bi genç için havalara uçma vakti, borcunu ödeyememiş bi esnaf için yerin dibine girme.. A şehrinden B şehrine giden bi otobüs; içindeki yolcular için vuslat vakti, terminalde bekleyenler için firak.. küçücük bi nokta; öncesindeki her şey için sona erme vakti, sonrasındakiler için yepyeni bi başlangıç.. yüzlerce sayfalık bi kitap; bitmek bilmeyen sınavlara hazırlanan bi öğrenci için çalışma vakti, soğuktan donmak üzere olan bi dilenci için ısınma.. ince bi kurşun kalem; biriktirdikl...

Bekleyiş

Resim
sıcacık bi oda.. tek kişilik bi yatak.. dışarısı buz.. üzerinde kalın tüylü battaniyen.. önünde en favori filmin.. yanına bi de küçücük, tatlı, kahverengi bi kedi eklersen geriye tek bi eksik kalır.. o da kar.. sonra oturup bulutların hünerli bi el tarafından rendelenmeye başlanmasını beklersin.. bazen bütün koşullar uygunluktan geberse bile gelmez ama beklenen..

Oda

Resim
birisi; “ben seni sonra arayacağım..” deyip kapatır telefonu.. bazen yalnız kalırsın sonralaştırıldığın için sırf.. yaşadığın hayat sürekli yollar çizip durur ilerlediğin istikamette.. devasa fırçalarla boyanır bazen çizilen yollar, bazen de ince uçlu kalemlerle iş görür yolları sunan.. bir bir seçersin önüne çıkan yollardan sana en güzel görüneni.. en güzel görüneni evet.. çünkü kocaman bi haritan yoktur elinde hangi yolun sonunun nereye varacağını gösterecek.. bazen yaşadığın hayatta bi tek senin için çizilen yollar kaçıp gider sağından solundan ve sen; sırf o yolları göremedin diye ertelemek zorunda kalırsın.. sahiplenmenin ait olmayı gerektirdiği gibi, ertelemenin de ertelenmeye gebe olduğunu gayet iyi bilirsin aslında.. kabul etmezsin ama ertelenmeleri.. içindeki ses, içinde bulunduğu zorunluluğu kaldıramayıp haykırmaya ve haykırdıkça büyümeye başlar.. o sesin ağırlığının altında kalıp reddettiğini söylersin yolları.. ertelenmelerden kimse hoşlanmaz, demi? hem, yalandan kim öl...

Abrakadabra

Resim
meyveler yenilmek için soyunmak zorunda kalmasın istiyorum.. bi insanı sevmek için kıyafetlerini çıkarmaya ihtiyaç duymak gibi geliyo o da.. gözlerimi, adını bile bilmediğim bi kuşun cıvıltısına açıyorum her sabah.. bi akşam da bi baykuş benim kahve isteğime kapasın istiyorum gözlerini.. kırmızı güller sadece aşk ilan etmek için var olmasın istiyorum.. küçükken boya yerine yeşil yapraklarla yazı yazarken hissettiğim hissizlik kadar zalimce o da.. erkek çocuklarının barbie bebek merakları kadar, kız çocuklarının maket araba merakları da ortadan kaldırılsın istiyorum.. en güzeli kuklalar ama.. Pinokyo gibi çocukluklarında kalsın kuklalar.. taşınmasın geleceğe istiyorum.. her Hıristiyan mahallede bi Nasreddin Hoca; her Müslüman mahallede bi Noel Baba olsun istiyorum.. gülümsemeler din süzgeçlerinden geçmeden dökülür nasıl olsa.. hayvan severler dernekleri sadece kedi ve köpekler için çalışmasın istiyorum.. kedimizin mırıltısını hissettiğimiz kadar hissedemesek bile bizdeki nef...

Belki

Resim
belki aynı şeyleri yapıyoruz şu anda.. orada duran, aynı kör noktaya bakıyoruz belki ve aynı çıkmaz düşüncelerin yarattığı kurtçuklar kemiriyor beyinlerimizi.. belki de adımlarım adımlarını takip etti bunca yıl, bi gün üst üste basarlar elbet düşüncesiyle.. kalbim, kalbinden geçen hislerin peşini hiç bırakmadı, belki senden küçücük bir iz kalmıştır oralarda diye.. aynı aynalarda gözlerimizi aradık belki de.. sebepsiz yereydi bazen, ama belki de, kendi aptal suratımız değil de, son bakışlarımızın yansımasıydı orada tek görmek istediğimiz.. farklı mekanlarda, ayrı zaman dilimlerini, benzer saçmalıklarla süsleyip püsledik belki.. duygularımıza çok güvendik, bilmiyorduk belki öylece geçip gideceklerini.. belki aklımızdan çıkmadı, inandığımız şeylerin gerçekten inandığımız şeyler olup olmadığı saçmalığı.. belki de hiç aklımıza gelmedi, biri için, birinden habersiz yaşıyor olmak olasılığı.. fakat biriyleydik hep.. birine bağlı, birinin aklında, aklımızda biriyle.. belki ilk, belki...

Kelebekler

Resim
midesindeki kelebekler birer birer intihara teşebbüs etti.. birer birer de başarılı oldular sonra.. cenazelerine katıldı hepsinin, cenaze müziklerini bizzat seçti hatta.. cafcaflıydı her şey.. olması gerekenden çok fazla.. sonra kelebek olmayı istedi birden.. tüm kapılar suratına kapanıyordu nedense.. hiddetle hem de, küfürlerle.. varlığını görmezden gelircesine kapanan kapılara aldırmadan önlerinde bekleyip uzun süre onlara bakıyor, oymalarını inceliyor, tokmaklarıyla oynuyor, sonra da arkasına bakarak uzaklaşıyordu olay yerlerinden.. sakince, yıkık dökük, hantallaşarak git gide.. en son ne zaman mutlu olmuştu? hatırlayamıyordu.. gerçi, çok da mühim değildi zaten bu sorunun cevabı.. aklı birer birer kapanan kapılardayken, hiç bi şey mühim değildi aslında.. hiç kimsesi kalmıyordu sanki.. son zamanlar gelirdi aklına ara ara.. kimlerin gittiği, kimlerle kaldığı.. ama daha sık düşünüyordu artık.. neredeyse hiç kimse.. neyse.. alışmıştı ama; hem de öylesine alışmıştı ki, değişmiyordu...

Mürur-u Zaman

Resim
mürur-u zaman söz öbeğinin henüz zaman aşımına uğramadığı zamanlardı.. küçücüktüm, sıradan bi ilkokul çocuğu.. okuldan geldiğinde çantası sırtından yere kadar uzanmış, emekleyerek merdiven tırmanan bi çocuk.. en büyük ilgim uçak seslerineydi.. en büyük isteğim de, sesini duyduğum an gökyüzüne baktığımda geçen uçağı görebilmek.. o zamanlar fazlaca gereksiz eşyayla tıka basa doldurulmamış evin odalarındaki ses yankılarından olsa gerek, bi türlü tutturamazdım doğru odanın doğru penceresini.. hep doğuya koşardım.. ancak hep batıdan geçerdi uçak.. ve hep de, ben batıya geldiğimde uçak çoktan uzaklaşıp gitmiş olurdu.. kaçan o uçağın nasıl olduğunu hiç bi zaman bilemeyecek olmanın verdiği saçma sapan hüzünle oturup kitabımı okurdum.. bi türlü denk gelememek ayda yılda bir geçen uçağa, çok koyuyordu niyeyse.. kiminize göre Murphy kanunlarının şahsımdaki tecellisi olacak bu, kiminize göre basit bi aptallık.. kiminiz yorumu dahi çok görecek belki ama.. ben sadece, "kader" diyorum.. ...

Bilmiyorum

Resim
“ondan daha güzel bi kızı hak etmiyo muyum kanka, Allah aşkına?” diye sordu genç çocuk.. “elini sallasan ellisi oğlum lan..” diyerek geçiştirdi arkadaşı.. halbuki bu kadar küçümsemesinin altında yatan nedenin kendi küçüklüğünden başka hiçbir şey olmadığını söylemeyi ne kadar da çok isterdi.. ama bu işler böyleydi işte.. sonuçta ev arkadaşıydı.. ya küsüp ayrılırsa ondan, ne olurdu? kiranın çoğunu o veriyordu sonuçta.. bi kaç ay üç kuruşsuz kalmayı, ömür boyu iki yüzlü olmaya tercih etmişti.. azla yetinmeyi çok yanlış anlamıştı.. peki bu hep böyle mi gidecekti? bilmiyordu.. “ilaç kutularındaki reçeteleri kim okur ki? ne gereksiz şeyler..” diye düşündü çocuk.. ilkokuldaydı.. halbuki bulundukları şehirlerden kaçıp gitmek isteyen o kadar çok insan vardı ki.. her birinin içinde duran boşluk geri çeviriyordu onları kurtulmak için yaptıkları her hamlede.. şehirlerin dünya gibi olmadıklarını, fazla uzaklaşırlarsa bi kenarından düşebileceklerini anlatıyordu sürekli.. içindeki boşluğa; “ne sö...

Kesmeşeker

Resim
“bi cisim yaklaşıyor Kaptan.. tanımlayamadım..” dedim.. tablada duran sigarasını eline alıp baktı Kaptan.. bi nefes çekip halka olarak geri bıraktıktan sora hiç istifini bozmadan; “telaşa gerek yok.. golgi aygıtı o, lizozomla ribozomlar da yoldadır muhtemelen, sen çayı koy..” dedi.. çay ocağına ışınlandım hemen.. demlikte kalan kurumuş çayı dökmeye çalışırken okulda ne kadar gereksiz şeylerin öğretildiğini, hayatla ne kadar alakasız konuların dayatıldığını düşündüm.. hücreyi ve içinde bulunan organelleri öğreneceğimize hayatı ve içinde nelerle karşılaşabileceğimizi öğrenseydik ya.. aşkı ve aşıkları anlatsaydı tarih öğretmenleri ve kırılan bi kalbin nasıl onarılması gerektiğini gösterselerdi fen ve teknolojide.. kaç insana iyilik yapsak geçer not alabilirdik matematik dersinden? kompozisyonlarda yapmaya çalıştığımız giriş – gelişme ve sonuç bölümleri aslında doğum – yaşam ve ölüm müydü acaba? çayın suyu kaynamak üzereydi.. makineye; “kefal, sen her şeyi düşünürsün..” dedim, iki ince...

Yüzsüz

Resim
kendinizi anladığınız oluyor mu bazen? çok sık olmasa bile, ara ara anladığınızda hani, adına insan dedikleri yaratığı da anlıyor gibi oluyor musunuz? ne de olsa siz de bi insan değil misiniz? insan özel anlamda varlığının ne olduğunu anlayabiliyorsa; genel anlamda oluşturduğu yokluğun ne olduğunu da anlayabilir mi? çevrenizde göremediğiniz yoklukta küçücük bi hiçlik olan bedeninizin içindeki kocaman boşluğu neyle bağdaştırıyosunuz? oraya ne düşse ses çıkarır hani.. bazen devasa bi kilise çanının iniltisi kadar haşmetli bi sesken duyulan; bazen de sadece küçücük bi bozuk paranın yerle buluşmasından çıkan ses kadar olur, bildiniz mi? heh.. işte tüm bunları neye yoruyosunuz? aynada gördüğünüz yüzlerdeki ifadelerin arkasında yatan şey, adına ruh dedikleri bilinmezlik midir sizce de? hadi diyelim öyledir.. dudakları asık ortalıkta dolaşanların ruhları karanlıktır da; her zaman ve her şeye gülenlerin ruhları çok mu aydınlıktır? insanın en doğal hali hangisidir peki? gülerkenki hali mi, ağ...